RSS Besleme

Category Archives: Röportajlar

LEVENT KUĞU’YA SORDUK

Levent Kuğu 1980 yılında doğdu, İstanbul’da yaşıyor.

Kendinizi biraz tanıtır mısınız ?

13 yaşında babasının hediye ettiği Nikon FM2 ile fotoğrafla tanışan , 1995 de karanlık odasında çektiği fotoğrafların siyah beyaz baskısını yapan, 1996 yılında da renkli baskıyı öğrenen, 1997 de Nikon eski mümessiliğinde işbaşı yapan, 2000 yılında yeni Nikon mümessiliğine transfer olan, 2009 yılına kadar Eğitim müdürü vasfıyla fotoğraf eğitmenliği yapıp sonunda kendi isteğiyle Nikon’dan ayrılan, kariyerine Reklam ve Tanıtım fotoğrafçılığı yaparak devam etme kararı alan kendi halinde mutlu bir Fotoğrafçı . . .

 

Klişe olmuş sorudan başlayalım. Size göre kısaca fotoğraf nedir?

Hayattan önemli bir kesit …

Kaç yıldır aktif olarak fotoğrafın içinde yer alıyorsunuz?

17 yıldır …

Daha çok fotoğrafın hangi dalıyla ilgileniyorsunuz?

Reklam ve Tanıtım fotoğraflarıyla …

Gününüzün ne kadarını fotoğrafa ayırıyorsunuz?

Bazen 48 saat aralıksız fotoğraf çekiyorum , bazen de günlerce makineme dokunmuyorum bile …

Çektiğiniz bir fotoğrafın ”iyi” olduğunu nasıl anlıyorsunuz?

Deklanşöre basmadan hemen önce …

 

Fotoğrafın içine para konusu girince, sanat yönünden bir azalma oluyor mu?

Sanatsal anlamda fotoğraf çekmenin ne olduğunu pek bilmediğim için net birşey söyleyemem ama mutlaka birşeyler eksiliyordur , Misafire yemek hazırlamakla , Restaurant’ta aşçı olmak arasında fark olsa gerek …

Fotoğraf ne kadar doğruları gösterir yansıtır?

Photoshop varolduktan sonra hiçbir zaman …

Fotoğrafa resim diyenler olunca tepkiniz ne oluyor?

Ben bu konunun fotoğrafa yeni başlayan amatörlerin ukalalık yapmak için apartta bekledikleri bir konu olduğunu düşünüyorum … Bütün fotoğraf makinelerinin orjinal kullanım kitapçıklarında çekilen fotoğraflardan “Picture” diye bahseder , türkçesi de “Resim” olduğuna göre bence problem yok …

Digital fotoğrafçılığın, fotoğraf üzerindeki etkisi üzerinde ki düşünceleriniz neler?

Fotoğrafın kimyasıyla da uzun yıllar içiçe yaşamış biri olarak Dijital fotoğrafçılığın büyük bir nimet olduğunu düşünüyorum . . .

Filmli makinelerle fotoğraf çektiğim ve boş bir kağıdın karanlık odada gözlerimin önünde fotoğrafa dönüştüğü yılları her zaman tatlı hatıralarla anacağım …

Son on yıl içerisinde insanların fotoğrafa bakış açısı ne derece değişti?

Talep oluşan her sektörde olduğu gibi Fotoğraftada sap ve saman oluştu ve tabiki sapı yada samanı sevenler …

Eser üretenler genelde bu cümleyi kamuoyu ile paylaşmasalar da sizin “çektiklerim içinde en çok beğendiğim budur” dediğiniz bir fotoğraf var mı varsa o fotoğrafı bize anlatır mısınız?

1995 yılında Kız Kulesi’nin eski halini bir iddia üzerine fotoğraflamıştım , bir kare fotoğraf çekme hakkım vardı, sözkonusu aksesuar ve f değeriyle doğru pozlama süresini vermek zorundaydım.

Nikon FM2 Body, 50mm f:1.4 Lens…

3 adet üstüste takılmış ND3 filtre , 22 diyafram’da doğru pozlama süresini tutturmak zorundaydım …

45 dakika pozlanması gerektiğine karar verip, pırıl pırıl bir fotoğrafla iddiayı kazanmıştım …

 

Fotoğraf konusunda zamanında sizin elinizden tutan hocam dediğiniz ve sizinde şimdi yetiştirdiğiniz, yardım ettiğiniz insanlar var mı ?

Teknik olarak birşeyler öğrenebildiğim biri olmadı maalesef ama 2000 yılında ortalama 400 personelin arasından beni seçip Nikon mümessilliğinde işbaşı yapmamı sağlayan , bugünkü Sigma Türkiye’nin patronu “Sena Ok” un hakkını hiçbir zaman ödeyemem .

Geçenlerde kabaca bir hesap yapmıştım, ortalama 6000 kişiye fotoğraf eğitimi vermişim…

Fotoğraf dünyasının nankör bir dünya olduğunu söyleyenler var sizin bu konuda ki görüşleriniz neler.

Nankör olan Fotoğraf dünyası değil, komik paralara tavandaki spot lambalarıyla sözüm ona moda fotoğrafı çekmek vb… işler yapıp, bindiği dalı kesen, insanların fotoğrafçılığı küçümsemelerine sebep olan, (tenzihen) yeni yetme fotoğrafçı adayları . . .

Son olarak çerçevesini sizin belirlediğiniz bir “fotoğraf” yorumu alabilir miyiz?

En güzel fotoğraf , bakarken alttan alttan gülümsediğiniz fotoğraftır .

Reklamlar

METİN DEMİRALAY’A SORDUK:

Metin Demiralay 1968 yılında Isparta’da doğdu ve İstanbul’da yaşıyor.

Klişe olmuş sorudan başlayalım. Size göre kısaca fotoğraf nedir?

 

– Fotoğraf, kimse bunu itiraf etmesede yalnızlığını ki bunun içinde dünyayada ki tüm yaşananalara olan isyanını da katarak verdiğin cevaptan ibarettir.

 
Kaç yıldır aktif olarak fotoğrafın içinde yer alıyorsunuz?

 

– Sorunun cevabı 3-4 yıl ama bide bana sor.

Çektiğiniz bir fotoğrafın ”iyi” olduğunu nasıl anlıyorsunuz?

 

– Daha iyi bir fotoğraf çekemedim maalesef.

Daha çok fotoğrafın hangi dalıyla ilgileniyorsunuz?

 

– Sanırım kurgu bana çok daha fazla haz veriyor, kafamdakileri aktarmanın en güzel yolu olduğunu düşünüyorum.

Gününüzün ne kadarını fotoğrafa ayırıyorsunuz?

 

– Her anımı fotoğrafla geçiriyorum aslında bir şekilde.

Çektiğiniz bir fotoğrafın ”iyi” olduğunu nasıl anlıyorsunuz?

 

– Anlamıyorum aslında benim iyi dediklerim insanlar tarafından beğenilmiyor ve  buda idare eder dediklerim beğeni alıyor bende bi terslik var sanırım.

Fotoğrafın içine para konusu girince, sanat yönünden bir azalma oluyor mu?

 

– Sanatsal olarak soruyorsanız ben sanatçı değilim ama düşüncem o ki soyut düşüncelerin somutlaştırılmasının ölçüsü ve değerlendirilmesi asla parayla alakalı olmamalı.

Fotoğraf ne kadar doğruları gösterir yansıtır?

 

Fotoğrafçının doğrusu neyse fotoğrafta o kadar yansıtır.

 

Fotoğrafa resim diyenler olunca tepkiniz ne oluyor?

 

– İnsanların sevdiği bi şeye ne dediği beni çokta incitmez ben beğeniye bakarım.

 

Digital fotoğrafçılığın, fotoğraf üzerindeki etkisi hakkında düşünceleriniz nelerdir?

 

– Buna analog çalışan insanların cevabını tahmin ediyorum ve inanın dijital olması fotoğrafın önemini bir kez daha insanların aklına sokmak açısından ve fotoğrafın önemi açısında faydası olduğunu düşünüyorum. (buda en kısa cevap)

 

Son on yıl içerisinde insanların fotoğrafa bakış açısı ne derece değişti?

 

– Çok değiştiğine inanıyorum bir kere hayatımıza bir şekilde girmeyi başardı bu cep telefonuyla bile olsa artık insanlar fotoğrafçılara bağımlı değil kendi fotoğraflarını çekebiliyor artık ve fotoğrafa bu ilgi arttıkça iyi fotoğrafın da değerlendiğine inanıyorum.

 

 

 

Eser üretenler genelde bu cümleyi kamuoyu ile paylaşmasalar da sizin “çektiklerim içinde en çok beğendiğim budur” dediğiniz bir fotoğraf var mı?

 

– Öyle bir şey yok henüz kafamdaki fotoğrafları malesef makineme aktaramıyorum. Bu ya benim sorunum ya da öğrenmem gereken çok şey var.

 

Fotoğraf konusunda zamanında sizin elinizden tutan hocam dediğiniz ve sizinde şimdi yetiştirdiğiniz, yardım ettiğiniz insanlar var mı ?

 

– Hayır olmadı ben yeni başlayanlara yardımcı olmaya çalışıyorum ama bir yandan da istemiyorum bunu yapmayı çünkü yönlendirmek onlara haksızlık olur ben fotoğrafçının zaten kendi hayatı çerçevesinde duygularını sadece kendisinin aktarmasının çok daha doğru bir yöntem olacağını düşünüyorum.

 

Fotoğraf dünyasının nankör bir dünya olduğunu söyleyenler var sizin bu konuda ki görüşleriniz neler?

 

– Hayat böyle be zaten değil mi!

 

 

ELİF YEMENİCİ’YE SORDUK

Elif Yemenici 1989 yılında Eskişehir’de ve orada yaşıyor.

Kendinizi biraz tanıtır mısınız ?
Eskişehir’de Güzel Sanatlar Lisesi’ni bitirdikten sonra Anadolu Üniversitesi Güzel sanatlar Fakültesi Baskı Sanatları bölümüne girdim. Burada boya kokularıyla, kalem, kağıtlarla haşır neşir olmak harika fakat fotoğraf makineleri ve kameralara olan tutkum beni ikinci bir bölümü okumaya da itti. Bir sene sonra yine Anadolu Üniversitesi’nde İletişim Bilimleri Fakültesi,Sinema ve Televizyon bölümüne başladım. Şuan ikisini birlikte yürütüyorum. Eğitimsel bilgilerin dışında kendimi tanıtmakta zorlanıyorum, yaptığım işler zaten kişiliğimin, iç dünyamın ürünleri. Çünki içimdekileri dile vurmak pek tercih etmediğim bir dışavurum şekli.

Klişe olmuş sorudan başlayalım. Sizce kısaca fotoğraf nedir?
Öncelikle fotoğrafı tek bir kalıba sokup, fotoğraf “şu”dur demek olmaz. İnsanın hayatını ne denli doldurduğuyla ve ne tip bir fotoğraf olduğuyla bağlantılı olarak görecelidir. Görsel bir şiirdir mesela, bir haz alma nesnesidir, estetik kaygılar taşır, karşısına oturursun ve izlersin. Yada bizim ötekine karşı duyduğumuz sorumluluğun dilidir, unutulmamak istenilen bir anın belgesidir, geçip giden hayatı bir enstantane süresi için dondurarak, ölümlülüğe karşı koyma çabasına olanak veren bir teknik ve bunun ürünleridir. Ama aslında Roland Barthes’ın yorumuyla ölüm olsa da yaşamın kendisinidir. Benim fotoğraflarım ise hayallerimin tab edilmiş halleridir diyebilirim.

-Kaç yıldır aktif olarak fotoğrafın içinde yer alıyorsunuz?
Küçüklüğümden beri makineler hiç elimden düşmedi aslında. Dedem eskiden fotoğrafçı olduğu için onun eski makineleriyle çok haşır neşir oldum. Ama ilk profosyonel makinemi 2 sene önce çizimlerimden kazandıklarımla biriktirip alabildiğimden beri zihnimdekileri daha rahat bir şekilde somutlaştırabiliyor ve kendimi bu işin içinde hissedebiliyorum.

-Daha çok fotoğrafın hangi dalıyla ilgileniyorsunuz?
Anı yada belgesel nitelikli fotoğraflar çekmeyi pek sevmiyorum. Kendimden bir şeyler dahletmediğim sürece sadece gördüğümü fotoğraflamak benim için tatmin edici değil. Farklı bir açı yakalamak, perspektif, altın oran gibi şeyler de yeterli değil bunun için. O yüzden konsept fotoğraflarını seviyorum. Fotoğraf çekeceğim zaman genelde bir ön hazırlık süreci olur. Zihnimde bir tasarım yaparım, hatta zaman zaman bunun eskizlerini de çizerim, hayalimdeki konsepti oluşturduktan sonra deklanşöre basarım. Aynı resim yapacağım zaman olduğu gibi o fotoğraftaki her ayrıntıyı kendim belirlemeyi, herşeyin kendi kontrolümde olmasını seviyorum.

-Gününüzün ne kadarını fotoğrafa ayırıyorsunuz?
Fotoğraf benim için zaman buldukça yaptığım bir hobi olmadığı için, kafamın içindekilere göre kendim fotoğraf için zaman yaratıyorum ve bu çok değişken olabiliyor. Kafamdaki fikir olgunlaştığı an hemen makineme davranıyorum. Bazen o fikirler oturmadığı zaman sancılı süreçler yaşıyorum.

-Çektiğiniz bir fotoğrafın ”iyi” olduğunu nasıl anlıyorsunuz?
Hiçbir zaman “iyi” olduğuna karar vermedim. Mutmain olmak insanı kısırlaştırır.

-Fotoğrafın içine para konusu girince, sanat yönünden bir azalma oluyor mu?
Şuanda işin daha çok başındayım, henüz siparişli fotoğraflardan ziyade kendim için çektiğim fotoğraflar afiş vb. bir şekilde değerleniyor. O yüzden sanat yönünden bir azalma olup olmadığını deneyimlemedim. Ama bu işverenin sizi yönlendirip kısıtlamasıyla ilgili olarak değişir diye düşünüyorum.

-Fotoğraf ne kadar doğruları gösterir yansıtır?
Doğruları yansıtmasına gerek yok ki.
-Eğer fotoğrafçı olmasaydınız ne olmak isterdiniz?
Fotoğraf makinesi olmak isterdim.

-Fotoğrafa resim diyenler olunca tepkiniz ne oluyor?
Resim iki hece, fotoğraf üç. Herzaman olduğu gibi insanlar daha ekonomik olanı yani “resim”i tercih ediyorlar. Buna gereksiz tepkiler gösterip kelimelere takılmamak lazım.

-Digital fotoğrafçılığın, fotoğraf üzerindeki etkisi üzerinde ki düşünceleriniz neler?
İyiki dijital var diyorum. Açıkçası dijital olmasaydı fotoğrafçılık şuanki konumunda bile olamazdı bence. Şahsen ben analog çekerken filmlerin ziyan olabileceği korkusuyla çok deneysel şeyler çıkartamıyorum, bu da yaratıcılığıma ket vuruyor.Bu dijitalle gereksiz fotoğraflar çektiğim anlamına da gelmiyor tabi ama bir risk faktörü yok dijital çalışma sürecinde. Tabi analogun tadının ayrı olduğunu düşünenlerdenim. Sonucun ne olacağına dair merak unsuru, karanlık oda, bekleme süreci gibi şeyler işin “hoşlukları”. Fakat daha ekonomik olduğu için ve üzerinde rahatça oynayabildiğim için dijital ilk tercihim. Bu esneklik sayesinde çizim ve fotoğrafı birleştirebilme imkanı buluyorum.

-Gelecekte kendinizi nerede görüyorsunuz peki?
Sahneden seyircilerin içine duygu yumağı halinde dönüyorum, o da nesi, elimdeki de oscar mı ne(:

-Fotoğraf konusunda zamanında sizin elinizden tutan hocam dediğiniz ve sizinde şimdi yetiştirdiğiniz, yardım ettiğiniz insanlar var mı ?
Bu konuda elimden tutan bir yol göstericim olmadı. Kendi çabalarımla ilerlemeye çalışıyorum. Birebir ilgilendiğim öğrencim de olmadı fakat son zamanlarda sıkça duyduğum ve hoşuma giden bir durum var; fotoğraflarımı inceleyip beğenenler de bu işin içine girmek istediklerini söylüyorlar, yani farkında olmadan az biraz ilgisi olanları teşfik ediyorum sanırım. Her fotoğrafçı için yada işini güzel yapmaya çalışan insan için geçerlidir bu durum zaten. Mesela birkaç arkadaşım hiç alakaları yokken fotoğrafa merak saldılar fotoğraf makinesi aldılar ben de onlara elimden geldiğince bildiklerimi aktarmaya çalıştım. Bu şekilde ufak tefek de olsa yardım etmeye, ilgisi olanların elinden tutmaya çalışıyorum.

 

MEHMET OFLAZOĞLU’NA SORDUK

Röportaj: Barış KAYKUSUZ
https://bariskaykusuz.wordpress.com/2011/06/01/mehmet-oflazogluna-sorduk/
http://www.facebook.com/bariskaykusuzphotography / http://twitter.com/bariskaykusuz

Mehmet Oflazoğlu. 1963 yılında Antakya’da doğdu, İstanbul’da yaşıyor.

Kendinizi biraz tanıtır mısınız?

Öğrenim döneminde fotoğraf ile tanıştım. Jübitel fotoğraf makinesi ile öğrendiğim fotoğrafı yurt içinden ve yurt dışından edindiğim fotoğraf dergileri ile geliştirdim. Amatör ruhla çalışmalarını devam ettiğim fotoğrafı 1989 yılında İFSAK (İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği) ile tanışarak bu kurumun üyesi oldum. Kısafilm atölyesine katılıp kısa film çektim. Birçok kişisel gösteri hazırlayıp, Kişisel ve karma sergiler açtım. Fotoğraflarım muhtelif sanat dergilerinde yayımlandı ve fotoğraf yarışmalarında jüri üyeliği yaptım. Halen amatör ruhla çekmeye devam etiğim fotoğrafı. Fotofilm sanat merkezinin yöneticiliğini yaparak yürütüyorum.

Klişe olmuş sorudan başlayalım. Size göre kısaca fotoğraf nedir?
Fotoğraf anı dondurmaktır. Dondurup geleceğe taşıma işlemidir. Veya teorik anlamı;

Fotoğraf doğada mevcut gözle görülebilen maddi varlık ve şekilleri, mercekler sistemi aracılığıyla ve bazı kimyasal maddeler yardımıyla ışığa karşı duyarlı hale getirilmiş film, kâğıt veya her hangi bir madde üzerinde sabitleştirilmesiyle oluşan fiziksel ve kimyasal bir işlemdir.

Kaç yıldır aktif olarak fotoğrafın içinde yer alıyorsunuz?

Yaklaşık 30 yıldır fotoğraf çekiyorum. Yaşamımı idame ettirebilmek için başka işle uğraşmak zorunda kaldım ama fırsat buldukça fotoğrafla ilgileniyordum.

2009 senesinin başından beri hayalimdeki proje olan sanat merkezi projesini gerçekleştirmek için diğer işlerimi bırakıp tamamen fotoğrafa yöneldim.

Daha çok fotoğrafın hangi dalıyla ilgileniyorsunuz?

Belgesel fotoğraf çekiyorum. Bana daha çok keyif veriyor. İnsanlarla ilişki kurabilmemi sağlıyor. İnsanların o anını ve çevresini olduğu gibi kaydetmeyi, psikolojik ve duygusal yönlerinin de zenginliğini fotoğrafa yansıtabildiğim için vazgeçemediğim fotoğraf dallarından biridir.


Gününüzün ne kadarını fotoğrafa ayırıyorsunuz?
Fırsat buldukça diyorum, ama artık fırsat yaratıp mümkün olduğu kadar zaman ayırmaya çalışıyorum. Hafta sonlarını ve hafta arasını fotoğrafa ayırıyorum. Çünkü onunla yaşıyorum.
Çektiğiniz bir fotoğrafın ”iyi” olduğunu nasıl anlıyorsunuz?

Fotoğrafa baktığım zaman, kompozisyon da rahatsız eden bir şey yoksa kendini ifade edebiliyorsa ışığı yerindeyse iyi fotoğraf diye ayırıyorum.

 

Fotoğrafın içine para konusu girince, sanat yönünden bir azalma oluyor mu?

Elbette azalma oluyor. Çünkü fotoğrafı başkasına beğendirmeniz gerekiyor. Fotoğrafı başkası için çekiyorsunuz. O da parayı verecek olan kişi. Dolayısıyla sanatın dışında kalıp ticari meta ya dönüşüyor.


Fotoğraf ne kadar doğruları gösterir yansıtır?

Fotoğraf “An’ı” dondurduğu için tamamen doğruyu yansıtır. Tabiî ki müdahalesiz fotoğraf ve reklâm, tanıtım için çekilmeyen fotoğraflar için geçerlidir.

Fotoğrafa resim diyenler olunca tepkiniz ne oluyor?

Kızıyorum tabi, insanlar ayırsın istiyorum artık bunları. Hatta çoğu zaman izah etmeye çalışıyorum,

Dijital fotoğrafçılığın, fotoğraf üzerindeki etkisi üzerinde ki düşünceleriniz neler?

Dijital fotoğraf, fotoğraf sevgisini artırdı. İnsanlar Fotoğrafı daha kolay çekebildikleri için merak saldılar. Çekip anında netice görebiliyorlar. Amatör fotoğrafçılar arttı.  Sokakta hep rastlıyoruz. Herkesin boynunda fotoğraf makinesi. Tabi bu da daha çok belge daha çok fotoğraf demektir.


Son on yıl içerisinde insanların fotoğrafa bakış açısı ne derece değişti?

Fotoğrafı gün geçtikçe insanlar benimsiyor. Kanıksadılar artık, daha önce fotoğrafa önem vermeyen insanlar bile bende fotoğraf çekiyorum veya çekmek istiyorum demeye başladı. Sanırım bu da teknolojinin bir nimeti olsa gerek.

Eser üretenler genelde bu cümleyi kamuoyu ile paylaşmasalar da sizin “çektiklerim içinde en çok beğendiğim budur” dediğiniz bir fotoğraf var mı varsa o fotoğrafı bize anlatır mısınız?

Yok tabi, çünkü hepsi benim için kıymetli, onlar benim eserim. Bazen çekim dönüşünde oturup çektiğim fotoğrafları incelerken bugünün eseri bu diyebiliyorum. Ama sadece o an için. Sonra bakıyorum hepsi birbirinden kıymetli onun için ayıramıyorum.

Fotoğraf konusunda zamanında sizin elinizden tutan hocam dediğiniz ve sizinde şimdi yetiştirdiğiniz, yardım ettiğiniz insanlar var mı ?

Ben ne yazık ki bu konuda şansızım. Fotoğrafı taşrada öğrendiğim için yayınlardan ve mahalledeki fotografçılardan faydalanarak kendimi geliştirdim. Oda çok kısıtlı idi. Ama şimdiki gençler çok şanslı. Kaynak yeteri kadar var ve yardım eden de. Benim çevremde yetiştirdiğim demeyelim ama yarım ettiğim teknik bilgi verdiğim çok arkadaşlar var. Olmaya da devam edecek. Çoğu zaman da söylüyorum bilmediğiniz ve takıldığınız ne varsa mutlaka sorun öğrenin. Bilgiyi paylaşmaktan çok mutlu oluyorum.

Fotoğraf dünyasının nankör bir dünya olduğunu söyleyenler var sizin bu konuda ki

görüşleriniz neler.
Ben katılmıyorum. Her sanat dalı kendi içinde ayrı bir dünyadır. Ne kadar içine girersen o kadar yer edinirsin. Tamamen üretim ve paylaşımla ilgili, Üretip ve paylaştığın sürece daima yerini korursun.


Son olarak çerçevesini sizin belirlediğiniz bir “fotoğraf” yorumu alabilir miyiz?

Beyoğlu istiklal caddesinde tango yapan bir çift. Kız uzun boylu, mini siyah etek, üstüne askılı bluz ve yüksek topuklu ayakkabı giymiş. Erkek partneri de uzun boylu klasik siyah pantolon ve gömlekle dans ediyorlar. Tangonun artistik hareketlerinden birinde erkek sağ bacağını kaldırıp partnerinin sol bacağının arkasına dayayıp geriye doğru yatırırken bir an öpecekmiş gibi duruyor. İşte o an.

 

TOYGAR DÜNDAR’A SORDUK

Röportaj: Barış KAYKUSUZ
https://bariskaykusuz.wordpress.com/2011/05/19/toygar-dundara-sorduk/
http://www.facebook.com/bariskaykusuzphotography

Toygar Dündar, 1979 yılında Ankara’da doğdu. Ankara yaşıyor.

Kendinizi biraz tanıtır mısınız ?

1979 Ankara doğumluyum. Babamın hakim olmasından dolayı Türkiye’nin çeşitli yerlerinde yaşadım ve çeşitli okullarda okudum. 1991 yılı Erzincan görevi sırasında babam kısa bir süreliğine aile ziyareti için  Ankara’ya gelirken bana fotoğraf makinesi almasını istedim. Bana kendi makinesi olan akıllıbıdık makineyi verdi. Ben ise onu istemediğimi bana objektifli bir makine almasını istediğimi soyledim. Beni kırmıyan babam Ankara dönüşünde Rus Zenit marka makine getirmişti. Gördüğüm herşeyi çekmeye başlamıştım. Makineye de alışıktım çünkü çocukken bana yasak olmasına rağmen  babamın Agfa makinesiyle oynardım. Bir de o makinayı oynarken bozmuş sonra da tamir etmiştim. Babam üniversite öğremini o makineyle fotoğraf çekerek tamamladığı için onun için çok değerliydi.  Bir diğer oyuncağım ise dedemden kalan kırmızı kutu şeklinde 6*9 çeken Kodak makine idi. Ama ne tesadüftür ki 1992 Erzincan depreminde hem babamın Agfası hem benim ilk makinem hem de dedemin Kodak’ı enkaz altında kalmıştı.

Böylece depremden sonra tayin olduğumuz Ankara günlerim başladı. Makinem yoktu çünkü makineler pahalıydı. Harçlıklarımı biriktirmeye calışıyordum ama bir türlü denkleştiremiyordum. 1995 yılında bir kitapçıda gördüğüm fotoğraf dergisinin 2. sayısını aldım ve ordaki numarayı aradım. Telefonu Özer Kanburoğlu açmıştı. Kendimi tanıttım ve fotoğrafı nasıl öğrenebileceğimi sordum. Bana ya FSK yada AFSAD’a gitmem gerektiğini söyledi. FSK’da fotoğraf temel eğitim dersi aldım ve o günden sonra fotoğraftan kopmadım. Lisede arkadaşlarım kızlarla gezerken ya da kahvehanelerde okey/batak oynarken ben FSK’nın karanlık odasında film yıkayıp fotoğraf basardım. Çankaya üniversitesinde okurken de fotoğraftan kopmamıştım. Gezilere gidiyor,  fotoğraf çekiyordum. Bir tesadüf sonucu Akşam gazetesi spor servisi müdürü Nezir Önal’la tanışmam beni fotoğraf sanatından Foto muhabirliğine adım atmamı sağladı. Sırasıyla Akşam, Güneş, Hürriyet ve Star’da ücret almadan çalıştıktan sonra profesyonel yaşamıma Büyükşehir Belediyesi basın merkezinde devam ediyorum.

Klişe olmuş sorudan başlayalım. Size göre kısaca fotoğraf nedir?

Barış’cığım bu aslında çok zor bir soru. Çünkü yüzlerce cevap taşıyor sorun. Bende sana klişe olmuş ama bence en çok anlam taşıyan cevapla cevap vereyim. Fotoğraf anı yakalamktır. Yani “O AN”dır

Kaç yıldır aktif olarak fotoğrafın içinde yer alıyorsunuz?

Kendimi tanıtırken aslında bu soruna cevap verdim fakat 1995’ten beri.

Daha çok fotoğrafın hangi dalıyla ilgileniyorsunuz?

Ben foto muhabiriyim, haber ve belgesel Fotoğrafları ilgimi daha çok çekiyor. Çünkü bence insansız anı olmaz.

Gününüzün ne kadarını fotoğrafa ayırıyorsunuz?

Günmün tamamı fotoğrafla geçer. Haberde fotoğraf çekmiyorsam büroda  internetten fotoğraf sitelerine bakarım . Fotoğraf üzerine yazılan makale ve yazıları okururum çünkü bence fotoğraf tutkudur,  sadece deklanşöre basmak değildir. Hiç birşey yapmazsam makinemi temizler onu severim,  çünkü makine foto muhabirinin  biricik dostu sevgilsi.  Bence siz ona ne kadar zaman ayırırsanız bir süre sonra sizin bir parçanız oluyor.

Çektiğiniz bir fotoğrafın ”iyi” olduğunu nasıl anlıyorsunuz?

İyi fotoğraf kendini gözterir.  Renkleri, ışığı,  kompozisyonu yüzlerce kare içinden bağırır, kendini gösterir.  Eskiden ışıklı masa üstünde dialarıma bakarken de böyleydi.  İyi karem kendini gösterirdi şimdi ise yüklediğimde küçük görünümde bile iyi kare kendini belli ediyor  bence.

Fotoğrafın içine para konusu girince, sanat yönünden bir azalma oluyor mu?

Vallahi  Barış’cığım ben Ara Güler ekolünü benimseyenlerdenim ben foto muhabiriyim.  Fotoğraf sanatçısı değilim.  Fotoğraf sanat değildir demiyorum ama fotoğraf sanatı yapmakta sanatçısı olmakta kolay değil.Günümüzde cebinde parası olan ve teknolojinin en üst ürünlerini  alan insanlar bu teknolojinin getirdiği iyi kalite görüntülerle ben sanatçıyım diyor sanatçı öyle kolay mı yetişiyor canım. Emek nerede, çaba nerede o yüzden bir kaç sanatçı dışında .Türkiye’de fotoğraf sanatçısı olduğuna inanmıyorum. Fotoğraf sanatını ucuz hale getirdiler.

Fotoğraf ne kadar doğruları gösterir yansıtır?

Fotoğraf bir aynadır yalansızdır. Tabii ki oynamadıysanız.

Fotoğrafa resim diyenler olunca tepkiniz ne oluyor?

Ben ressam değilim foto muhabiriyim diyorum.

Digital fotoğrafçılığın, fotoğraf üzerindeki etkisi üzerinde ki düşünceleriniz neler?

Dijital fotoğrafa karşı değilim. Tabii ki analog makine günlerini özlüyorum bir kere heyecanımızı öldürdü çektiğimiz fotoğrafın sonucunu  görmek için karanlık odada saatler harcar ya da fotoğrafçıya koşardık. Haberde büroya dönerken hep aklımızda aynı soru olurdu acaba net mi, acaba oldu mu. Merak heyecan duygumuzu öldürdü bence dijital makineler. Şimdi çekiyorsun saniyeler sonra çektiğin kare karşında. Bu arada ben photoshopta yapılan zorlama sanat fotoğraflarına da karşıyım, o sanat falan değil. Bende kulanıyorum ama sadece karanlık oda gibi kulanıyorum. Nasıl karanlık odada ışık renk yapıyorduksa şimdide bilgisayarımda o kadarını ve bazı ufak tefek kadrajların dışında kulanmıyorum. Buna karşı çıkabılmek adına öğrendim ama asla zorlama fotoğraf yapmadım yapmamda . Çünkü fotoğraf yalın olmalı sade olmalı. Görüyorum soyut fotoğraf yapmak adına bılgısayarda uydurma şeyler yapıyorlar bide bunu fotoğraf diye sitelere koyuyorlar o fotoğraf falan değil soytarılık bence.

Son on yıl içerisinde insanların fotoğrafa bakış açısı ne derece değişti?

Çok  fazla değişti bence çünkü teknoloji gelişti.  Eskiden zor olan fotoğraf şimdi kolay. Herkes fotoğrafçı, herkes  fotomuhabiri çünkü ceplerindeki telefon bile fotoğraf çekiyor.  Artık insanlar sizin yaptığınız seyi küçümsüyor.  O ne canım bende yaparım altı üstü düğmeye (deklanşör)  basmak değil mi diyor.  Ama onlara versen d700ü bomba diye karakola götürürler, değil fotoğraf çekmeyi deklanşöre bile basamazlar,  yerini bulamazlar. Hani cok basitti…

Eser üretenler genelde bu cümleyi kamuoyu ile paylaşmasalar da sizin “çektiklerim içinde en çok beğendiğim budur” dediğiniz bir fotoğraf var mı varsa o fotoğrafı bize anlatır mısınız?

Tabii ki var hemde çok şimdi aklıma gelmiyor. Zaten bir çok fotoğrafımı paylaşmıyorum.  Saklıyorum çünkü onları ben kendim için çektim haber fotoğrafları hariç tabii,  kendim için çektiklerimden bahsediyorum.

Fotoğraf konusunda zamanında sizin elinizden tutan hocam dediğiniz ve sizinde şimdi yetiştirdiğiniz, yardım ettiğiniz insanlar var mı ?

Hocam Taccetin Teymur her zaman ustam olmuştur. Hala fotoğraflarıma bakar ve yorum yapıp  beni geliştirir. Onunla beraber Ankara fotoğraf grubunda devam ediyorum.  Bir de hiçbir zaman tanışmak fırsatım olmasa da Ara Güler fotojurnalizim de en büyük yol göstericim.  Fotoğraf dersleri de verdim.  Hala da zaman zaman çağırdıklarında veriyorum yüzlerce yetiştirdiğim insan vardır.

Fotoğraf dünyasının nankör bir dünya olduğunu söyleyenler var sizin bu konuda ki görüşleriniz neler.

Nankör olan fotoğraf dünyası değil bence o dünyanın içindeki nankör egolarına mahkum olmuş insanlar var.

MERVE MATARACI’YA SORDUK

Röportaj: Barış KAYKUSUZ
http://www.facebook.com/bariskaykusuzphotography

Merve Mataracı, 1990 yılında Trabzon’da doğdu. İstanbul’da yaşıyor.

Klişe olmuş sorudan başlayalım. Size göre kısaca fotoğraf nedir?

-Fotoğraf, dünü belgelerken yarının varlığına inandırır bana göre. Ve bunu bugünü kullanarak yapar. Bu sebeple ben fotoğrafı hep inançlarımı tazeleyen mucizevi bir şey olarak gördüm.

Kaç yıldır aktif olarak fotoğrafın içinde yer alıyorsunuz?

-5 yıldır fotoğrafla ilgileniyorum.

Daha çok fotoğrafın hangi dalıyla ilgileniyorsunuz?

-Benim gönlüm belgesel fotoğraftan yana oldu hep. Daha çok heyecanlandırdı. Ama yakın zamanlarda kurgu fotoğrafları, kavramsal fotoğraflar çekiyorum. Sanırım okulum bitene kadar her tarzla biraz yoğrulup sonrasında biriyle mezun olacağım.

Gününüzün ne kadarını fotoğrafa ayırıyorsunuz?

-Çok göreceli, bir gün hatta bir kaç gün makineyi elime almadığım oluyor. Ama fotoğraf yüzde atmış beyinde bitiyor bana göre. Çekmek ise saniyeler alıyor. O yüzden her saniye fotoğraf üreten biri değilim. Daha çok oluşturma kısmına vakit harcıyorum.

Çektiğiniz bir fotoğrafın ”iyi” olduğunu nasıl anlıyorsunuz?

-Öncelikle teknik yeterliliği önemli, ve özgünlüğü elbette, izleyenlere göre değil çoğu zaman fotoğrafın sahibine göre özgünlüğü.Yani ben çektiğim bir fotoğrafın diğer fotoğraflarımın tekrarı olmadığını fark ettiğim an doğru yoldayım diyorum.Ve en önemli noktalardan biri de gönül bağı.Bunu bu işe gönül vermiş herkes anlayabilir.Fotoğrafı karşınıza koyup içinizdeki adalet terazisini serbest bırakıp ’’ Bu benim fotoğrafım’’dediğinizde bütün sorularınız cevaplanacaktır.Öte yandan benim her fotoğrafımın bir hikayesi vardır.Şayet yoksa benim -iyi fotoğraf-  kriterimin dışındadır.Bu elbette çok kişisel bir yargı.

Fotoğrafın içine para konusu girince, sanat yönünden bir azalma oluyor mu?

-Oluyor elbette. Çok normal. Sanat adı altında üretilmiş fotoğraf değil sadece, her hangi bir esere paha biçmek bu sonuçları doğuruyor ne yazık ki.

Fotoğrafa resim diyenler olunca tepkiniz ne oluyor?

Herkes biliyor artık fotoğraf ile resim arasındaki farkı. Ama bunun gibi dil alışkanlığı yüzünden yanlış kullandığımız o kadar kelime var ki. Ben elimden geldiğince uyarıyorum elbette.

Digital fotoğrafçılığın, fotoğraf üzerindeki etkisi üzerinde ki düşünceleriniz neler?

– Çok mutluyum açıkçası. Artık herkes mutlu anlarının, etkilendiği ‘o anların ‘ fotoğrafını çekebiliyor. Aynı zamanda fotoğraf çekmek ve öğrenmek isteyenlere kendilerini hızla geliştirme imkanı tanıyor dijital makineler. Diğer yandan da çok çabuk tüketiyor olmak kötü elbette. Denge yakalandığında her şey güzel olacak. Film tabanlı fotoğraf çekmek yada dijital ortamda çalışmak tamamen tercih olmalıdır. Keza iki tarafında sancağını taşıyan çok iyi ismiler var.

Son on yıl içerisinde insanların fotoğrafa bakış açısı ne derece değişti?

-Önceleri belli mecraların ilgi alanı olan ve ihtiyaç diye nitelendirdiği fotoğraf şimdi her alanda olmazsa olmaz oldu. Bu güzel bir şey elbette. Ama bu fotoğraf ihtiyacı fotoğrafçı ihtiyacı getirdi. Bu durumda da herkes fotoğrafçı oldu. Bu olağan ama can sıkıcı süreçte beni tek sevindiren şey teknolojinin olanakları. O durmaksızın gelişiyor.

Eser üretenler genelde bu cümleyi kamuoyu ile paylaşmasalar da sizin “çektiklerim içinde en çok beğendiğim budur” dediğiniz bir fotoğraf var mı varsa o fotoğrafı bize anlatır mısınız?

-Yeğenime doğduğunda çektiğim kare en beğendiğim olsa gerek. Ama oldukça duygusal bir yaklaşım bu. İyi ki bu işi yapıyorum, doğru yerdeyim dediğim bir andı. Ve o fotoğrafa baktığım her an bu duyguyu yeniden yaşıyorum.

Fotoğraf konusunda zamanında sizin elinizden tutan hocam dediğiniz ve sizinde şimdi yetiştirdiğiniz, yardım ettiğiniz insanlar var mı ?

-Beni üniversiteye hazırlayan hocam, sıkıca elimi tuttu ve bıraktığında avcumda bir dolu şey vardı. Sanırım hakkını ödeyemem. Ve okulda bildikleri her şeyi paylaşmak için bekleyen çok değerli hocalarım var. Kendimi şanslı hissettiriyorlar. Benim yardım etmeye çalıştığım arkadaşlarım var elbette.

Fotoğraf dünyasının nankör bir dünya olduğunu söyleyenler var sizin bu konuda ki görüşleriniz neler.

-Ben öyle düşünmüyorum. Bana bunu düşündürecek bir şey yaşamadım henüz. Öyle olsa dahi ben işini doğru yapan ve daha iyi yapmak için inancı olan herkesin bunu avantaja çevireceğini düşünüyorum.

İSMAİL TÜRKOĞLU’NA SORDUK

Röportaj: Barış KAYKUSUZ

İsmail Türkoğlu, 1956 yılında Samsun’da doğdu. İstanbul’da yaşıyor.

Klişe olmuş sorudan başlayalım. Size göre kısaca fotoğraf nedir?

Benim için 3. gözdür.

Kaç yıldır aktif olarak fotoğrafın içinde yer alıyorsunuz?

Lise hayatımdan bu yana fotoğraf sevenlerdenim.

Daha çok fotoğrafın hangi dalıyla ilgileniyorsunuz?

Fotoğrafın genelini sevdiğimden böyle bir ayrımı hiç yapmadım.

Gününüzün ne kadarını fotoğrafa ayırıyorsunuz?

Yanımda heran küçükte olsa bir makine taşıdığımı var sayarsanız sorunuzu cevaplamış olurum sanırım.

Çektiğiniz bir fotoğrafın ”iyi” olduğunu nasıl anlıyorsunuz?

Hiç iyi fotoğrafım olmadı ki,sadece çekerken aldığım hazzın iyi olduğunu söyleye bilirim.

Fotoğrafın içine para konusu girince, sanat yönünden bir azalma oluyor mu?

3.şahıslar işin içine girince doğal olarak para sanat konusunda zorlayıcı oluyor.

Fotoğraf ne kadar doğruları gösterir yansıtır?

Yansıtmak istediklerinle alakalı bu birazda. İstediklerinizi kadrajdan eksilterek doğruları dışlamış olma riskiniz her zaman vardır.
Fotoğrafa resim diyenler olunca tepkiniz ne oluyor?

Zaman zaman bende kullanırım bu fazlaca abartılacak bir şey değil.
Fazla kuralcı değilimdir.
Digital fotoğrafçılığın, fotoğraf üzerindeki etkisi üzerinde ki düşünceleriniz neler?

Ustalar kızabilir ama, hayatı zorlaştırmamak gerekir diye düşünüyorum. Zaman hızlı akıyor çağa ayak uydurmak gerekir. Fotoğrafın bence genele yayılmasına katkısı oldu diye düşünüyorum.

Son on yıl içerisinde insanların fotoğrafa bakış açısı ne derece değişti?

İnsanlar artık fotoğrafa dışardan bakmayarak teknolojik gelişmelerle fotoğrafın içine girdiğini gözlemliyoruz. Buda olumlu bir bakış açısı oluşturuyor.

Eser üretenler genelde bu cümleyi kamuoyu ile paylaşmasalar da sizin “çektiklerim içinde en çok beğendiğim budur” dediğiniz bir fotoğraf var mı varsa o fotoğrafı bize anlatır mısınız?

Her seferinde ‘Beni orada bir kare bekliyor’diyen birisi için zor soru. Her zaman daha iyisi olur diyerek cevaplarım bu soruyu.

Fotoğraf konusunda zamanında sizin elinizden tutan hocam dediğiniz ve sizinde şimdi yetiştirdiğiniz, yardım ettiğiniz insanlar var mı ?

Fotoğraf konusunda benim hocam Lisedeki RESİM  Hocam :Zahit BÜYÜKİŞLEYEN  olmuştur.Bilgi alışverişi yaptığımız insanlar var etrafımda .Bu toplumdan aldıklarımı bu topluma bırakmam gerektiğine inanan bir ekolden geliyorum.

Fotoğraf dünyasının nankör bir dünya olduğunu söyleyenler var sizin bu konuda ki görüşleriniz neler?

Beklentilerle ilintili bu birazda. Ne bekliyorsunuz? Sanat sanat içinse karşılığı yok saymak gerekli. Farklı şeyler bekliyorsanız rekabet kaçınılmaz .

Son olarak çerçevesini sizin belirlediğiniz bir “fotoğraf” yorumu alabilir miyiz?

Teknik söylemleri bir yana bırakırsak yorumum en basit şekliye şu olabilir :Hayatın içinden ,hayata dair herşey  herkes tarafından farklı görülmeli.